Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi 4. Ünite Yumuşama Dönemi Ders Notları

Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi 4. Ünite Yumuşama Dönemi Ders Notları

12. sınıf Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi 4. Ünite Yumuşama Dönemi bloklar arası ilişkilerdeki değişim sürecinden İran-Irak Savaşı’na kadar olan bölüm özet ders notları aşağıdadır. Konunun devamı eklenecektir;

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DEĞİŞİM SÜRECİ

Yumuşama, uluslar arası ilişkilerde ülkeler arasındaki gerginliği azaltabilmek adına karşılıklı görüşmelerin tercih edildiği bir dönemdir.
bloklararası çatışmalar, 1955′ten itibaren iki taraf arasında meydana gelen dengeyle sonuçlanmıştır. özellikle 1957′den itibaren, uluslararası ilişkiler ve bu ilişkilerdeki mücadeleler, yeni etkenlerin ortaya çıkmasına ve bunların uluslararası ilişkiler alanına girmesine neden olmuştur. Bunlar da, bloklararası ve uluslararası ilişkilerde yeni gelişmelere yol açmıştır.
soğuk savaş dönemi yaklaşık olarak 1962 yılına kadar sürmüştür. Bu tarihten itibaren, bloklar arasında önce bir yumuşama, sonra da devletlerarası ilişkilerde önemli değişimler başlamıştır.
Yumuşama terimi ilk olarak Soğuk Savaş döneminde kullanılmıştır ve bloklar arasında karşılıklı “söz düellosu” vasıtasıyla savaş tehlikesinin azalmasını ve komünist ile komünist olmayan devletler arasında siyasal, ekonomik, kültürel ve teknolojik anlaşmaların sayılarındaki artışı ifade etmek için kullanılmıştır.
Yumuşama, ayrıca, soğuk savaş döneminde Doğu-Batı ilişkilerinde çatışma ve gerginliğin azaldığı tarihsel bir dönemi tanımlamak için de kullanılmaktadır.

Nükleer Silah Yarışı ve Sınırlandırma Çalışmaları:

Soğuk Savaş’ın sürdüğü yıllarda Doğu ve Batı blokları, hızlı bir silahlanma yarışına girişmişlerdi. Bu arada, bu iki blok lideri devlet füze yapımında çok ileri gitmişler ve bu durum aynı zamanda, bir uzay yarışı şeklini almıştı.
1945-1952 yılları arasında nükleer tekeli elinde tutan ve sonra da bu alanda büyük ilerlemeler gösteren Amerika Birleşik Devletleri karşısında, Sovyetler Birliği’nin ilk defa kıtalararası füze sistemini geliştirmesi, iki “Süper Devlet” arasında nükleer dengenin kurulmaya başladığını göstermişti
nükleer silahların kullanılacağı bir savaşın yaratacağı büyük tahribatın uyandırdığı endişe ve korku, büyük devletleri, Soğuk Savaşa rağmen, yavaş yavaş barış içinde birlikte yaşama çarelerini aramaya yöneltmiştir. Nitekim büyük devletler, Doğu-Batı ilişkilerinin bir Zirve Konferansı yoluyla geliştirilmesi görüşünde birleşmişlerdir. Bu amaçla da Amerika Birleşik Devletleri, Sovyet Rusya, İngiltere, Fransa ve Federal Almanya arasında, 16 Mayıs 1960 tarihinde Paris’te Zirve Konferansı yapılması kararlaştırılmıştır.
Ancak konferansa katılacak devletler arasında görüş ayrılıkları vardı. Bu da Paris  Konferansı’nın daha toplanmadan sonuçsuz kapanabileceği izlenimini vermişti.

 Helsinki konferansı:

          1975 yılının Ağustos ayında Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de düzenlenen Avrupa Güvnlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) toplanmış, bu konferansa Avrupa ülkeleri (Arnavutluk ve Andora hariç),SSCB, ABD ve Kanada katılmıştır.uluslararası ilişkilerde barış ve işbirliğini kapsayan sonuç belgesi yan, Helsinki nihai senedi 1 ağustos 1975te imzalandı ve uluslar arası ilişkilerde yumuşama politikası hakim oldu.

2. Küba Bunalımı (1962):

Fidel Castro’nun 1959 yılında iktidarı ele geçirmesinden sonra, 1960 ve 1961 yıllarında, komünistler Küba siyasetine hakim oldular. Bu arada da Küba, Sovyet Rusya ile sıkı ilişkiler kurdu ve askeri bakımından güçlendi. Aynı zamanda Sovyetler Küba’ya güdümlü füzeler yerleştirdiler.
Amerika Birleşik Devletleri, kıyılarına 90 mil kadar uzaklıktaki bir adada komünist rejimin yerleşmesini tepkiyle karşıladı. Daha sonra, Küba’da Sovyet füze üslerinin varlığını öğrenince de, bunlara karşı harekete geçti ve bu da Küba bunalımına yol açtı. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Kennedy, 22 Ekim 1962′de yaptığı televizyon konuşmasında, Sovyetler Birliği’nin Küba topraklarına, Amerika’nın büyük bir kısımını vurabilecek nükleer başlıklı füzeleri gizlice yerleştirdiğini açıklayarak, Kruşçev’den füzelerin hemen sökülmesini istedi. Bunun arkasından da Amerika Birleşik Devletleri Deniz Kuvvetleri harekete geçerek Küba’yı kuşattı. Bu sırada Sovyet füzelerini taşıyan ticaret gemileri Amerikan gemilerine yaklaşınca, savaşa yol açacak bir Amerika Birleşik Devletleri-Sov-yetler Birliği çatışması kaçınılmaz hale geldi.
Bu arada , 24 Ekim 1962′de, Başkan Kennedy’nin önerilerine karşı Sovyetler Birliği lideri Kruşçev Washington’a bir mesaj göndererek; Sovyetlerin Küba’dan füzelerini çekmesine karşılık, Amerika Birleşik Devletleri’nin de Av-rupa’daki müttefik ülkelerden ve özellikle, Sovyetler Birliği’nin sınır komşusu olan Türkiye’deki Sovyet topraklarına yöneltilmiş füzeleri kaldırmasını istedi.

Böylece bu gelişmelerle, dünyanın nükleer silahlara sahip iki “Süper Devleti” bir çatışma noktasına geldiler.
Ancak bu tehlikeli durum, iki devletin aralarında yaptıkları pazarlık sonucunda, 28 Ekim 1962′de Kruşçev’in Küba’daki Sovyet füzelerini derhal gemilere yükleyip ülkesine doğru yola çıkarması üzerine son buldu. Bunun arkasından Washington Hükümeti de, Türkiye’de bulunan 15 Jüpiter füzesini, modası geçmiş, eski ve yetersiz oldukları gerekçesiyle, Mart 1963′te sökerek ülkesine götürdü
Küba bunalımı, olaylar sırasında yükselen gerginlikle, iki kutup başı olan devleti, yani Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği’ni, bir nükleer savaşın eşiğine kadar getirdi. Bu da, dünya için büyük bir tehlike doğurdu. Ancak, bunun ortaya çıkardığı büyük tehlike ve Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği’nin politik ve askeri alanlarda dengeye ulaştıklarını anlamaları, bir çatışmayı önlediği gibi, iki devlet arasındaki ilişkilerde bir yumuşamanın, dolayısıyla bloklararası ve devletlerarası ilişkilerde değişimin de başlangıcı oldu.

3. Vietnam Savaşı:

Vietnam Fransa’nın sömürgesi iken 1954 yılında Kuzey Vietnam ve Güney Vietnam adıyla bağımsız iki ayrı devlet durumuna gelmiştir. Cenevre Antlaşması’na göre 1956 yılında Kuzey ve Güney Vietnam’ın birleşmesi gerekiyordu. Ancak Güney Vietnam bunu kabul etmezken komünist olan Kuzey Vietnam, Güney Vietnam’ın birleşmeye yanaşması için gerilla savaşı başlatmıştır. Bunun üzerine Güney Vietnam’ın da yardım isteği üzerine ABD kendi güvenliğini ve milli menfaatlerini gerekçe göstererek Güney Vietnam’a askeri ve ekonomik yardımda bulunma kararı almıştır.

Kuzey Vietnam’ın 1964’te ABD donanmasına saldırması üzerine ABD de 1965’te Kuzey Vietnam’a saldırarak savaşı başlatmıştır. Ancak ABD kamuoyunda ve batılı müttefikler tarafından savaşa karşı gelen tepkiler nedeniyle ABD barış görüşmelerine başladı. Görüşmeler sonucunda 1973 yılında Vietnam Barışı imzalandı.  1975 yılında ise Kuzey Vietnam ve Güney Vietnam’ın birleşmesiyle Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.

4. Keşmir Meselesi:

1947 yılında Hindistan ve Pakistan bağımsız devletlerinin kurulmasının ardından bu iki devlet arasında sürekli sorunlar yaşanmıştır. Bu sorunların en büyük nedeni Hindistan ve Pakistan’ın kesişme noktasında yer alan verimli toprakları ve yer altı zenginlikleriyle önemli bir bölge olan Keşmir’dir. Pakistan ve Hindistan’ın bu bölgenin kendilerine ait olmasını istemeleri nedeniyle iki devlet arasında 1948’de savaş çıktı. Bu savaş sonucu Pakisgtan Keşmir’in büyük bölümünü ele geçirirken Hindistan bölgenin büyük bölümünü almıştır. Ancak Birleşmiş Milletler’in bölgede halk oylaması yapılması kararı vardı ve bölge nüfusunun büyük bölümü Müslümanlardan oluşmaktaydı. Halk oylaması kararına rağmen Hindistan elinde tuttuğu Keşmir’de hiçbir zaman halk oylaması yapmamıştır.

1965 yılına gelindiğinde Keşmir’de Hindularla Müslümanlar arasında tekrar savaş ortaya çıktı. BM Güvenlik Konseyi’nin araya girmesiyle savaş sona erdirildi ve SSCB aracılığıyla 1966 yılında Taşkent Deklarasyonu imzalandı. Bu deklarasyona göre Pakistan ve Hindistan savaştan önceki sınırlarına çekilecek ve sorunlarını barışçı yollarla çözeceklerdi. Ancak ne var ki Keşmir Meselesi günümüze kadar gelmiş ve hala çözümlenememiş bir sorun olarak varlığını korumaktadır.

EZİLEN KEŞMİRLİLER
           Yukarıda değindiğimiz baskılar altında eziyet çeken, yaralanan, hapse atılan, göçe zorlanan, şehit edilen ve tek amaçları Keşmir’in uluslararası hukukun öngördüğü halk oylaması ile Pakistan’a bağlanmasını arzu etmek olan Keşmir halkı ile ilgili Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları Gözetim Ajansı’nın tespitleri şöyle:

Keşmir’deki siyasi ve hukuk dışı katliamlar geçmişte olduğu gibi hala sürmektedir,
İnsanların kaybolması, kaçırılması olağan vaka haline gelmiştir,
Kadınlara tecavüz vakaları söz konusudur,
İşkence ve tutuklulara kötü muamele yapılmaktadır,
Keyfi gözaltına alma ve tutuklamalar süregelmektedir,
Mala, mülke kasıtlı zarar vermeler olağan hale gelmiştir,
Adil yargılanma hakkı tutuklular için yoktur,
Keyfi şekilde aile ve haberleşme mahremiyetine tecavüz söz konusudur,
İnsan haklarına aykırı aşırı güç kullanma durumu da söz konusudur,
Toplantı, gösteri, düşünce açıklama hakları ve din özgürlüğü gibi hakların kısıtlanması gibi bütün bu olumsuzluklar Keşmir’in Hindistan’a ait kesimi için geçerlidir.

5. SSCB’nin Afganistan’ı İşgali:  Afganistan 19. yy.da Rusya’nın ve İngiltere’nin yayılmacı politikalarının hedefi olmuştur. Bu iki devlet 1885 yılında yaptıkları bir anlaşmayla Afganistan üzerinde denetim bölgeleri oluşturmuşlardır. Afganlar 1919 yılında İngilizlere karşı bağımsızlık mücadelesi başlatarak bu mücadeleyi kazanmış ve krallık yönetimi kurmuşlardır. 1973 yılında ise Cumhuriyet ilan edildi.

1978 yılında Sovyetler Birliği ile Dostluk anlaşması imzalandı. Ancak Afganistan halkının SSCB yanlısı yönetimlerine karşı direniş hareketinin başlaması sonucunda 1979 yılında Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal etti. Halkın direnişe devam etmesi nedeniyle SSCB Afganistan’ı bütünüyle kontrol altına alamadı. Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgali, Orta Doğuda, stratejik değişiklik yapmaktaydı. Kaldı ki, Sovyetlerin Afganistan’ı işgali Amerikan kamu oyunda, detant ve silahsızlanma konusunda Sovyetlerin samimi olmadığı ve yumuşamayı kendi yayılma ve genişleme tasarıları için müsait bir fırsat olarak gördüğü şeklinde değerlendirildi.

1982 yılına gelindiğinde Afganistan sorununun çözümü için BM gözetiminde Afganistan, Pakistan, ABD ve SSCB’nin katılımıyla görüşmeler başladı. Bu görüşmeler sonucunda 1988 yılında bir anlaşma imzalanarak Afganistan sorununa son verildi. SSCB, Afganistan’dan çekildi.

6. BAĞLANTISIZLAR HAREKETİ VE BANDUNG KONFERANSI

Bağlantısızlar Hareketi, kendilerini hiçbir güç bloğuna dahil veya hariç olarak addetmeyen 100 üzerinde ülkenin bir araya gelerek oluşturdukları bir uluslar arası oluşumdur. Bağlantısızlar Hareketinin önde gelen devletleri Hindistan, Yugoslavya ve Mısır’dır.
Birliğin amacı, “üye ülkelerin milli bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini, sömürgecilikten, yayılmacılıktan, ırkçılıktan, ve her türlü dış baskı, istila, işgal ve dış müdahaleden” korumaktır.

Bandung Konferansı:  Endonezya’nın Bandung 18-24 Nisan 1955′te toplanan ve o dönem yeni bağımsızlığını kazanan Asya-Afrika devletlerini bir araya getiren konferanstır. Bağlantısızlar Hareketinin bir parçasıdır.

1955 yılına gelindiğinde yeni bağımsızlığını kazanan Asya-Afrika devletleri kendilerini yeryüzünde bağımsız bir güç olarak ilan edecek kadar çoğaldılar ve güven kazandılar. Amaçları ABD ve SSCB gibi iki büyük nükleer güç karşısında varlıklarını korumaktı. İlk kez Endonezya’nın Bandung kentinde biraraya geldiler. Konferansa yön verecek olan ilke, 1954 yılında Tibet üzerindeki Çin-Hint çatışmasının sonucunda iki devlet arasında ilan edilmiş bulunan “barış için birarada yaşama”ydı.

Bandung’da gerek izledikleri dış politika, gerekse çıkarları açısından aralarında büyük farklar bulunan devletler biraraya geldiler. Bu durum, konferansın genel havasını etkiledi ve birçok konuda anlaşmazlıklar çıktı. Çin Halk Cumhuriyeti ve tarafsız dış politika izleyenler genel sorunlar üzerinde durup Konferans’tan bir birlik-bütünlük çıkartmayı amaçlarken diğer katılımcılar tartışmalı güncel sorunlar üzerinde durulmasında ısrarcı oldular. “Sömürgecilik” terimi üzerinde dahi tartışma çıktı. Konferansa katılan bazı devletler, Batı emperyalizminin yanında yeni Sovyet tipi sızma, bölücü faaliyetlerde bulunma ve güç kullanmayı da bu kavram içine almaya çalıştılar. Sonunda, “barış için birarada yaşama”yı da içeren on temel nokta üzerinde anlaşmaya varıldı.

Uluslar arası ilişkilerde Batı Bloku ve Doğu Bloku dışında kalan devletler grubu “Üçüncü Dünya” olarak adlandırıldı. Bağlantısızlar adı da verilen bu Üçüncü Dünya ülkelerinin 1950’lerden 1990’ların başlarına kadar tarihi işlevleri oldu. Örneğin bağımsızlığını yeni kazanan ülkelerin, aralarında siyasi, ekonomik, kültürel işbirliği kurarak bölgesel birlikler oluşturmak gibi.

ARAP –İSRAİL SAVAŞLARI

1948 Arap-İsrail Savaşı

14 Mayıs 1948′de İsrail Devleti’nin kurulmasından hemen sonra genel bir Arap taarruzu ve dolayısıyla Arap-İsrail Savaşı başladı. Gerilla mücadelesi şeklinde başlayan savaş, Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan, Irak ve Suudi Arabistan’ın da katılmasıyla büyümüş ve sekiz ay kadar devam ettikten sonra 7 Ocak 1949′da Rodos Adası’nda imzalanan ateşkes anlaşmasıyla son bulmuştur.

1956 Mısır- İsrail Savaşı

İsrail, İngiltere ve Fransa’nın oluşturduğu gizli ittifak ile Mısır arasında yapılan savaştır. Mısır lideri Nasır’ın Süveyş Kanalını millileştirdiğini açıklamasından sonra çıkan savaş, Sovyetler Birliği’nin Londra ve Paris’e atom bombası atma tehditi karşısında İngiltere ve Fransa’nın geri adım atmasıyla sonlanmıştır. Süveyş Krizi, İkinci Dünya Savaşı öncesinde dünyaya egemen olan Batı Avrupalı devletlerin mutlak egemenliğinin son bulduğunu ve artık Amerika’nın desteği olmadan hareket edemeyeceklerini göstermiştir

1967 Arap- İsrail Savaşı

İsrail ile mısır, Suriye ve Ürdün arasında yapılan savaşın sebepleri mısır2ın akabe körfezini israile kapatması ve Filistin kurtuluş örgütünün kurularak Ürdün e yerleştirilmesidir. Savaş sonunda İsrail doğu Kudüs, golan tepeleri ve gazze gibi bölgeleri ele geçirerek topraklarını dört kat genişletti ve Süveyş kanalına ulaştı.

1973 Arap İsrail Savaşı

1967 Arap İsrail Savaşı’ndan sonra ümitlerini; BM toplantılarına ve ABD-Rus görüşmelerine bağlamış olan Araplar, sorunun sürüncemede kaldığını anlamışlar ve ümitsizliğe düşmüşlerdir.
Bu gelişmeler ve geçmişte yapılan hatalar, işgal edilen Arap topraklarının kurtarılması için tek yolun, Topyekün mücadele olduğu görüşünde birleşmelerine yol açmıştır. Başta Mısır, Suriye ve Ürdün olmak üzere Araplar bu düşünce altında İsrail ile yeni bir savaşa girdiler.
Savaş İsrail’i; askeri, diplomatik ve ekonomik alanlarda ABD’ye eskisinden daha bağımlı kıldı. Savaşın hemen ardından başlayan, başını Suudi Arabistan’ın çektiği ve İsrail’i destekleyen ülkeleri hedef alan petrol ambargosu Mart 1974′e kadar sürdü. Ambargo sonucu petrol fiyatları yükselirken, dünya çapında benzin sıkıntısı baş gösterdi.

Arap-İsrail Savaşlarının Sonuçları:
Kökü tarihin derinliklerine inen ve yaklaşık 3500 yıllık bir geçmişe sahip bulunan Arap-İsrail Sorunu; 1850 yıllık bir aradan sonra, 1917 yılından itibaren tekrar başlamış ve 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasıyla şiddetlenmiştir. Taraflar amaçlarını gerçekleştirmek için Milli Güç Unsurlarını her alanda ve fırsatta kullanmışlarsa da; bu konuda verilen 4 savaş dahi kesin sonuç almalarına yetmemiştir. Keza Mısır’ın ABD. ‘nin yanında yer alması ve Camp David Antlaşmaları dahi soruna kesin ve kalıcı çözüm getirememiştir
Araplar  İsrail Devleti’nin kurulmasını engelleyememişler ve bekasının devamlılığını sağlayan şartları ortadan kaldıramamışlardır.

Camp David Anlaşmaları:

Arap-İsrail savaşlarının bitmesine rağmen bir türlü barışın sağlanamaması nedeniyle ABD Dışişleri bakanı Kissinger, bu iki taraf arasında arabuluculuğa soyunarak İsrail ile Arap başkentleri arasında sürekli gidip gelerek diplomatik temaslarda bulundu. Mekik Diplomasisi olarak adlandırılan bu durum ABD’nin Ortadoğu’da barış ortamı yaratmav isteği doğrultusunda Camp David anlaşmalarına da ortam hazırladı. Bu çabaları sonucunda 1978 yılında İsrail ve Mısır arasında Camp David anlaşması imzalanarak Filistin meselesi (Filistine kısmen muhtariyet veriliyordu) ve iki taraf arasındaki barış şartları görüşüldü. Ancak ne var ki Mısır’ın İsrail ile yaptığı bu anlaşma diğer arap ülkelerinin hiç hoşuna gitmemişti ve anlaşmanın Mısır tarafından feshedilmesini istediler. İstekleri tam anlamıyla bağımsız bir Filistin’di.

Camp David’in imzalanmasından bir yıl sonra yani 1979 yılında İsrail-Mısır barış antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla İsrail’in güney bölgesinde güvenliği garanti altına alınırken Mısır’ın arap dünyası iled ilişkileri kopma noktasına geldi.

Her ne kadar barış antlaşması olsa da huzuru sağlamaya yetmedi ve İsrail’in Batı Şeria’da sürekli Yahudi yerleşim merkezleri kurması, Kudüs’ü başkent yapması, Golan Tepelerini ilhak ettiğini açıklaması ile gerginlikler devam etti.

İslam Konferansı Örgütü:

Church of God adlı tarikata bağlı Dennis Michael Rohan adında Avustralyalı bir yahudinin 21 Ağustos 1969 tarihinde Mescid-i Aksa’yı kundaklama teşebbüsünün ardından İslam ülkeleri başkanlarının Fas’ın başkenti Rabat’ta bir araya gelmesiyle 1969 yılının Eylül ayında  İslam Konferansı Teşkilatı kuruldu. İslam Konferansı Örgütü bugün İslam aleminin tek çatı altında toplandığı tek kuruluş sıfatına sahiptir. 57 üyesi bulunan teşkilatın Genel sektererlik görevini şu an Ekmeleddin İhsanoğlu yapmaktadır.

İslam Konferansı’na üye 57 ülke şunlardır;

  •  1- Afganistan
  •  2 – Arnavutluk
  •  3 – Azerbaycan
  •  4 – Bahreyn
  •  5 – Bangladeş
  •  6 – Benin
  •  7 – Birleşik Arap Emirlikleri
  •  8 – Brunei
  •  9 – Burkina Faso
  •  10 – Cezayir
  •  11 – Cibuti
  •  12 – Çad
  •  13 – Endonezya
  •  14 – Fas
  •  15 – Fildişi Sahilleri
  •  16 – Filistin
  •  17 – Gabon
  •  18 – Gambia
  •  19 – Gine
  •  20 – Gine Bissau
  •  21 – Guyana
  •  22 – Irak
  •  23 – İran
  •  24 – Kamerun
  •  25 – Katar
  •  26 – Kazakistan
  •  27 – Kırgızistan
  •  28 – Komorlar
  •  29 – Kuveyt
  •  30 – Libya
  •  31 – Lübnan
  • 32 – Malezya
  •  33 – Maldivler
  • 34 – Mali
  • 35 – Mısır
  •  36 – Moritanya
  • 37 – Mozambik
  • 38 – Nijer
  • 39 – Nijerya
  • 40 – Özbekistan
  •  41 – Pakistan
  • 42 – Senegal
  • 43 – Sierra Leone
  • 44 – Somali
  • 45 – Sudan
  • 46 – Surinam
  • 47 – Suriye
  • 48 – Suudi Arabistan
  • 49 – Tacikistan
  •  50 – Togo
  • 51 – Tunus
  • 52 – Türkiye
  • 53 – Türkmenistan
  •  54 – Uganda
  •  55 – Umman
  • 56 – Ürdün
  • 57- Yemen

İRAN-IRAK SAVAŞI (1980-1988)

nedeni: Basra Körfezive Şattülarap su yolu üzerinde egemenlik kurmak

Irak, İran’daki rejim değişikliğine bağlı ortaya çıkan karışıklıklardan faydalanarak İran’a saldırmış, böylece İran-Irak savaşı ya da diğer adıyla I. Körfez Savaşı çıkmıştır. İki ülke arasındaki bu savaşta Suriye, Libya ve SSCB İran’ı desteklerken; diğer Arap devletleri Irak’ı destekledi. ABD ve Avrupa ise tarafsız kalmayı tercih etti. Ancak İran’ın Basra Körfezi’ne hakim olmaya başlaması ve bu nedenle körfeze kıyısı olan ülkelerin petrol satışı yapamaması sonucu ABD de savaşa müdahale etmiştir.

Sonuç olarak Birleşmiş Milletler’in arabuluculuğu ile iki ülke arasında ateşkes yapıldı. Irak, işgal ettiği İran topraklarından çekildi. İki ülkeden bir milyon insan öldü, petrol bölgelerinin bombalanması nedeniyle 150 milyar dolar kaynak yok oldu. Arap birliği bozuldu ve buna bağlı olarak İsrail, Ortadoğu’da daha serbest hareket etme imkanı buldu.

Konunun devamı için lütfen tıklayınız.

XX. yy. Başlarında Dünya özet ders notları

Soğuk Savaş Dönemi özet ders notları



Facebook İle Yorum Yap!
Konu Hakkında Düşünceleriniz .. (Facebook üyeliğinizi kullanmadan aşağıdaki alandan yorum yapabilirsiniz!)
Son Yorumlar
  1. berican
  2. neslim
  3. sen
  4. neslim
  5. sen
  6. sem
  7. aslı
  8. merve
  9. evin
  10. evin
  11. otostopçu
  12. EDA
  13. tuna
  14. tarihçi

Yorum Yazarken Türkçe Kurallarına Uyarak Yazınız Lütfen!

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Benzer Yazılar ...
Yazı Detayı ..
  • Yazının Bağlantısı: Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi 4. Ünite Yumuşama Dönemi Ders Notları
  • Tarih: 29 Kasım 2011
  • Yazının Kategorisi: Eğitim, Tarih
  • Yazar: editör
  • Bu yazıyı RSS ile Takip Et
  • Diğer kaynaklarda arayın:
  • Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,